Tiny Star

9 Nisan 2016 Cumartesi

'LA' SONSUZLUK HECESİ, İNKAR CÜMLESİ



La. Önüne il hecesi gelince illa olan sonsuzluk hecesi. Tek başına olunca hayır kelimesi, inkar cümlesi. 
Nazan Bekiroğlu' nun La' sını öğretmenimden duymuştum ilk. Hatta Nazan Bekiroğlu' nu da onun sayesinde tanıdım. Öğretmenim La' dan ilk bahsettiğinde "Nazan Bekiroğlu sanki cennet bahçesine oturmuş, Adem ile Havva' nın yaradılışını izlemiş de öyle yazmış" demişti. Sonrasında Nazan Bekiroğlu' nun 'Yusuf İle Züleyha' kitabını okuyup yazarla tanışınca ve o sıra dışı kalemine hayran kalınca, bir de pat diye La ile karşılaşınca okumamak elimde değildi. 
Kitabı öğretmenimden aldım. Nasılı da garip benim gibi. Bir şey konuşmak için yanına gidip de yanında La' yı görünce bir heyecanla "Hocam alabilir miyim?" dedim. Hemen uzattı.
Kitapta Adem' in hikayesi anlatılıyor. Beşer şaşar demekten ziyade beşer nasıl şaşar, nasıl şaşırtılırı anlatıyor LA. La Sahifesi' ile başlıyor kitap. Yazar bir bir sıralıyor yazma sebebini. Anlamak için anlattım diyor çünkü anlamanın anlatmakla olduğunu bilirim.  Adem yaratmak fikri ile başlıyor asıl hikaye. Kan dökücü bozgunluk çıkarıcı bir Adem. Adem' in yaradılışı, Havva' nın yaradılışı, yasak meyve, cennetten kovulma, dünyada ayrı düşüş, tekrar kavuşma, Habil-Kabil hepsi sıralanıyor kitapta bir bir. Nazan Bekiroğlu' nun çarpıcı kelimeleri vurucu cümleler oluşturuyor. Bazen tokat gibi bazen tatlı bir okşayış gibi değiyor kalbinize.
Adem' in Adem' liği bilişinde, söyleyişinde. Bunu okuyunca kendi kelimeler kitabımın yoksunluğunda, bilmediğim halde bildim sanışımdaki küçüklüğü görüyorum. Noktadan dahi küçük olduğumu hissediyorum. Adem olmayı hak ettim mi diyorum. Bilmediğim halde Adem miyim? 
Havva... Adem' in eğe kemiği. Sol yanının boşluğu, yalnızlığı içindeki yalnızlığı. Can sıkıntısı, rüya içinde rüyası. Boşluğunun tamamlayıcısı. İlk kadın... Kadın ki "Hakikatin dilini çarpıklaştırmada üstüne yok. Halleri değil de sadece rüyaları kitaba sığan insan neslinin annesi. Havva...
Şeytan sonra. İsyanında değil de tövbe etmeyişinde düşen. İsyanında değil isyanına isyanında lanetlenen. Kibri ile ateşten beter ateş olan. Ateş yaradılışında har olan. 
Adem' in şeytandan ayrılışı. İsyanında, inkarında değil de sonrasındaki tövbede. Tövbesiyle yücelen. Toprağı ateşten üstün kılan kendini bilmesiyle. Hayasında, edebinde, iradesiyle doğruyu seçmesinde. Ama her suçun bir cezası... Cennetten ayrılmak Adem' in yapacağı. Adem' e misafir odası olmak dünyaya düşen. Adem' in bir adımlık durağı sonrası yine geldiği cennet bahçesi. 
Havva yokluğu yeniden.  Cennet ışığı ile aydınlanmış dünya. Gerçek olanı karıştıracak kadar cennet olan kimi, kimi cehennemden yakıcı. Acımasızlığı ve soğukluğu ile cehennem, güzelliği ve sıcaklığı ile cennet dünya. Rol çalıcı. Kanın, terin, ekmeğin toprağı dünya. 
Havva ile tekrar kavuşma, öyle ki ikinci kavuşma da Havva adımıyla. Her defasında gelen Havva. Adem' den bir adım fazla atma cesaretiyle kadın belki de. Taşan deli sulara, yakan kor ateşe benzemesiyle, deliliğiyle. 
Habil, mizacındaki su halleri. Söndürücü, sakin. Söyleyeceği dilinden değil hallerinden dökülen. Suskunluğu isyanı olan, söyleyeceği her şey suskunluğunda duyulan. Haksızlıktan Hakk' a sığınışı. Ölümü görüp de yine susuşu. 
Kabil, Adem' in yasak elmaya uzanan eli. İsyanı aşikar olan. Direnci kendinde kırılan. Ben deyip de bize geçemeyen. La deyip de illaya varamayan. Tüm katillerin yükünü sırtlanan. Dünya' dan gitse bile adı sonsuz dünyada kalan. Adını dünyaya kazırken dünyadan ebedi silmek istediği Habil'i de kendi ile kazıyan. 
Ve at. Özgür, ulaşılmaz, isyankar, başkaldıran, boyun eğmeyen. Rüzgarı rüzgara katan. Yelesini isyanıyla savuran, güzelliğini asilliğinden alan. 
La...
Hayır dünyada kalmaya gelmedik. Bizim sonsuzluğumuz geldiğimiz mekan.
Hayır kötülük zorunluluk değil. Aklın sonsuz ayrımından biri.
Hayır iyiliğin bir sınırı yok. Sonsuz.
Ve la yok, sonsuz illa.

2 Kasım 2015 Pazartesi

B.A.P. HURRICANE


Yine ikizimle iş başındayız. Ve bugün de yine tavşancıkların şarkısını yazacağız. "Hurricane" Bu şarkıyı sevme derecemizin aynı olduğunu düşünüyorum. Çünkü müzik tarzlarımızın ortasında buluşulmuş bir şarkı. Ne ikizimin sevmediği ballad tarzı ne de benim sevmediğim gürültülü tarz. Biraz hareketli, biraz sakin, ne de çok bağırılıyor. (Daehyun' un bağırmalarını saymıyorum) Ayrıca ağır rap kısımları da yok. HAni böyle kafanızı yormayan ama sizi dans ettirebilen şarkılar olur ya, işte onlardan.
Bu şarkıda B.A.P smokinleri çekmiş oldukça havalı bir görüntü sunuyor. Üyelerin karizmaları gözler önüne serilirken mekanların renkliliği de klibi canlandırıyor. Üyelere gelecek olursak ilk önce Himchan' dan başlamayı kendime borç bilirim. Çünkü o benim adamım ve ilk sırada olmayı gerçekten hak ediyor. (O karizmayla bir zahmet hak etsin) O nasıl bir duruştur, bakıştır öyle. Eridim çocuk buna ne hakkın var. Smokin de çok yakışmış ayrıca. Araban da yakıyor. Her şeyi havalı adamın ben ne yapayım. Gözlerimden ışıklı kalpler çıkıyor. Liderimiz, canımız, ciğerimize gelelim şimdi de. Öncelikle beyazlar sana ne kadan da yakışmış öyle. Öyle döver gibi söylediğin rap kısımlarda yoktu böyle rap yap canımı ye be. Youngjae dersek o tabiki #stayhandsome ama bir insanın sesi bile #stayhandsome olur mu ya. Jongup' un dansı ne öyle ya adam dalga misali kıvrılıyor. Ama mor saç olmamış Jongup' cum. Daehyun' un sonlarda "I' m hurricane." deyip kendine kıyak geçmesine seni seni bakışları atmadım değil. Ayrıca benim kendime ait bir havam var duruşu, yorum yok. Sonunda Zelo' ya geldik ha. İlk defa bu şarkıda Zelo' nun sallamadan rap yaptığını düşünüyorum. Bir de o salak saçma zıplamasının mantığını hala anlamış değilim, neyse.

"We hurricane."
"I' m hurricane."
"Turn it up now."


Bir adet havalı B.A.P.

On saniye bakınca bakan gözler kör oluyor

Her şarkıda illa böyle bir ağır abi yürüyüşleri olacak yani. Olmazsa olmaz.

"I' m hurricane"

Ve işte Himchan. Ekranlar eridi, gözler yerlerinden çıktı. 

Bu şekilde bakınca ilk defa Çello' nun saçının düzgün olduğunu görüyoruz ama...

Aslında Çello' nun saçı en beter haliyle karşımızda. Ramen hali.

Selam kızlar.

Saçım şekilllll. Önümden çekilllll.










1 Kasım 2015 Pazar

B.A.P. POWER


Uzun zaman sonra bir blogu olduğunu hatırlayan ben geri döndüm. Bugün yine müzik ana başlığı altında bir konum var. Blog müzik bloguna dönecek bu gidişle. Her neyse bu yazı ikizimle ortak yazımız. Gerçi şarkı da bizim şarkımız diyebileceğimiz nitelikte. Öncelikle şarkı tavşancıkların şarkısı. Atarlı tavşancıklar B.A.P.  Ve güç dolu şarkıları "Power".
Önceliikle Youngjae ve onun zarif, naif sesi. Beni benden aldın be çocuk o sesle. Himchan ve karizması. Gözümden ışıklar çıkıyor. Bu çocuk neden her yerde bu kadar havalı. Liderin kalın sesiyle yaptığı vurucu rap. Yahu çocuk dayak yemişe dönüyorum senin rapinden sonra. Ben rap sevmem bana böyle gelme. Ama rap konusunda hakkını yiyemem iyisin. Zelo' nun salladığını düşündüğüm rapi. Yorum yok. Jongup' un vokali... Yorum yapamıyorum. Beni çok şaşırttı, beklentimin çok üstündeydi. Yahu çocuk sen dansçı değil misin nasıl vokalin bu kadar iyi ya. En azından bu şarkıya çok iyi gitmiş. Ve Daehyun' un sonlara doğru uuuu gibisinden bağırışı. YA ama o kısım çok iyi olmuş. Kareografiyi ifade etmek gerekirse adamların pantolonlarının yırtıldığı bir kareografi, daha ne olsun. Solo dans kısımları da ayrı bir hoş. Mekanlar da hoş.
"Stop."
"We got the power. I got the power."
"Everybody say hate you. One more say hate you."

İkizimle sevmediğimiz insanlara dinletme kararı aldığımız şarkıdır kendileri. "Everybody say hate you. (Herkes senden nefret ettiğini söylüyor.)" İkizim olsa burada "Hah biçız." derdi.Ben de derim ki 'Hey güç bizde tamam mı?'
Meşhur tavşan.

Bu çocuk burada sallıyor, aksine inanmam.

Bahsettiğim Himchan bu değil!

İmha ekibi.

Oksijen ikizim oksijen. :D


23 Temmuz 2015 Perşembe

"e-akustik maNga"


Albüm adından da anlaşılacağı üzere akustik parçalardan oluşuyor. Bazı parçalar diğer albümlerdeki hareketli parçalar (albümde parçaları akustik hale getirip tekrar seslendirmişler),  bazılarıysa bu albüme ait. Albüm maNga' nın son albümü dışındaki tüm albümleri gibi bir giriş ve kapanış parçasına sahip. (Son albümde kapanış şarkısı yok sanırım.) Bu parçalar sözsüz melodilerden oluşuyor. Albümde en sevdiğim kısım maNga' nın şarkıları akustik söylüyor oluşu. Bir akustik ve ballad sever olarak haliyle. Ayrıca sözleri fazlasıyla etkileyici.
Şimdi gelelim parçalara;

"Hoşgeldin" (Giriş parçası)
"Rezalet Çıkarasım Var" (Bu albüm için oluşturulmuş)
"Hayat Bu İşte" (Şehr-i Hüzün albümünden)
"Hani Biz" (Bu albüm için oluşturulmuş ve Yıldız Tilbe' nin konukluğu ile seslendirilmiş)
"Her Aşk Ölümü Tadacak" (Şehr- i hüzün albümünden)
"Beni Benimle Bırak" (Şehr-i Hüzün albümünden)
"We Could Be The Same" (Single albümden [2010 Eurovision yarışmasında 2.' lik getiren parça.])
"Bir Kadın Çizeceksin" (maNga+ albümünden)
"Lunapark" (Bu albüme ait olup 48 saniyeden oluşur. Sözsüzdür, sadece melodiden oluşur.)
"Ben Bir Palyaçoyum" (Bu albüme aittir)
"Dursun Zaman" (maNga+ albümünden)
"Fly To Stay Alive" (Single albümden)
"Yalan" (Manga+ albümünden)
"Cevapsız Sorular" (Şehr-i Hüzün albümünden)
"Güle Güle" (Kapanış şarkısı)

"Rezalet Çıkrasım Var" diğer parçalara nazaran daha az akustik. Sözleri tam bir maNga şarkısına yarışır.
"Hayat Bu İşte" Şehr-i Hüzün' de de çok sevdiğim parça bu albümde daha akustik bir hale gelince, şarkıya olan sevgim daha da arttı. Bu duygu diğer tüm şarkılarda geçerli aslında.
"Hani Biz" sözleriyle etkileyici ve ses uyumu da hoşuma gitti.
"Her Aşk Ölümü Tadacak" Şehr-i hüzün' ün asıl şarkısı olduğuna inandığım bu harika şarkıya baştaki telefon konuşması eklenirde olmaz mı? Telefon konuşması kısmı gerçekten hoşuma gitti.
"Beni Benimle Bırak" akustik, akustik, akustik diyorum. Akustik her şarkıya yakışıyor.
"We Could Be The Same" aslı da çok güzel olan şarkının akustik versiyonu güzelden çok daha öte. Ayrıca sözleri de çok hoş. Beni çok etkiledi sözleri.
"Bir Kadın Çizeceksin" belki de albümün en şaşırtıcı parçası. Normal halinden o kadar farklı olmuş ki. Bu haliyle beni benden aldı. Gerçekten çok farklı ve güzel olmuş.
"Ben Bir Palyaçoyum" sözleri bende sarsıcı bir etki oluşturan muhteşem şarkı. Sözler bu kadar mı güzel olabilir?
"Dursun Zaman" yine bu versiyonu daha güzel olmuş. Bu versiyonda Göksel yok o ayrı mesele.
"Fly To Stay Alive" yine sözleriyle beni benden alan bir parça.
"Yalan" bu versiyonda seslerin daha önplanda olması şarkıyı daha etkileyici hale getirmiş bence.
"Cevapsız Sorular" ben bu versiyonu daha çok sevdim. Tam ağlamalık.

"I can love you more than they hate 
Seni onların senden nefret ettiğinden daha fazla sevebilirim
Doesn't matter who they will blame
Kimi suçlayacakları önemli değil"
"I see you dancing like a star 
Seni bir yıldız gibi dans ederken görüyorum
No matter how different we are
Ne kadar faklı olduğumuz önemli değil"

For all this time
Bunca zamandır
I've been loving you
Seviyordum seni
Don't even know your name
İsmini bile bilmiyorum
For just one night
Sadece bir geceliğine
We could be the same
Aynı olabiliriz
No matter what they say
Ne dedikleri önemli değil"
-We Could Be The Same

"Ben bir palyaçoyum 
Yüzüm gülerken içim ağlar aslında
Ben bir palyaçoyum
Güldürürken ben ağlarım aslında"
-Ben Bir Palyaçoyum

"Fly!Baby!Fly!We got to fly to stay alive 
Uç,bebeğim,uç!
We got to fly to stay alive  
Uçmalıyız hayatta kalmak için
These words, all these words
Bu kelimelerin, tüm bu kelimelerin
No magic till we try
Sihri yok biz deneyene kadar"
-Fly To Stay Alive

25 Haziran 2015 Perşembe

PERSON OF INTEREST






















- You are being watched. The government has a secret system. A machine...

Dizi hergün sizi izleyen ve dinleyen bir makine çevresine kurulu. Makine devletin bilgi paylaşımı ile size ait tüm bilgilere sahip ve sizi izleyerek her geçen saniye daha da çok bilgi sahibi oluyor. Bu bilgiler doğrultusunda sizin terörist olup olmadığınızı anlayabiliyor. Makine 12 Eylül olayları sonrası Harold Finch tarafından üretiliyor. Ama Harold makineyi tasarlarken ufak bir noktayı atlamış;
Makine teröristlerin yanı sıra normal insanların işleyeceği suçları da tespit ediyor. Ancak devlet bir iki kişinin etkileneceği suçlarla ilgilenmeyi 'alakasız' buluyor. Bu suç cinayet bile olsa. Harold bunun yanlış olduğunu düşünüp makineye bir arka kapı yapıyor ve bu arka kapı aracılığı ile 'alakasız' numaraları yani kişileri durdurmaya ya da korumaya çalışıyor. Çünkü 'alakasız' numaraların suçlu mu, kurban mı olduğu belirtilmiyor. Fakat bilgisayar dahimiz Harold bir aksiyon adamı değil ve işin bu noktasında yardıma ihtiyacı oluyor ve o da John Reese' i tutuyor. Ama insanları kurtarırken izledikleri yol pek yasal değil ve bu illegal yardımları NWPD' nin radarına yakalanıyor. Artık hem polisten kaçmaları hem de insaları kurtarmaları gerekiyor.
Dizinin konusu böyle. Dizi hala devam ediyor. Her sezon yaklaşık 20+ bölüm. Her bölüm dolu dolu aksiyonu yaşayıp her sezon finalinde nefesiniz kesiliyor. Aksiyonun yanında dostluğu, insanlığı, babalığı, anneliği, eğlenceyi ve daha bir çok şeyi bulabiliyorsunuz. Harold' la dahi gibi hissederken, Reese' le eski bir asker oluyorsunuz. Lionel' la takma isimler üretirken yemek yiyorsunuz, Carter' la görevinizi hakkıyla yerine getirmeye çalışıyorsunuz. Dizi öyle ki binbir çeşit insana ışık tutuyor. Birbirini öldürmek üzere kiralık katil tutan bir çift, ateş hattının ortasında kalan ama hiçbir şeyin farkında olmayan bir bebek ve daha onlarcası.
Her sezon eklenen karakterler kesinlikle zenginlik katıyor ve muhteşem olan diziyi muhteşemliğin ötesine taşıyor.
Tabi ki J.J Abrams dizisi.

12 Mayıs 2015 Salı

MUHTEŞEM SES "EYLEM AKTAŞ"


Bizde bir adet vardır. Dizilerimizde başrol şarkı söyleyecektir ama aslında çoğu zaman o söylemez. Çoğu zaman perde arkasında o harika sesi ile bir kahraman vardır. Eylem Aktaş da onlardan biri. Ayrıca dizi müziği albümlerinde de harika parçalar bırakmış biridir. Bizim ilk tanışmamız "Hatırla Sevgili" ile oldu. Daha sonra "Yemin" vardı. Orada "Söyleyemedim" adlı bir şarkıyı söylüyordu. Sonra "Gönülçelen" dizisinde bir daha karşılaştık. Ama benim için en kalıcı olduğu yer "Hatırla Sevgili" dir. Gerek "Zor Yıllar" gerek "Dalgakıran" benim için çok özel parçalardır. Biri

Efkar mektubudur aşkın sözsüz okunur
Yalan dünya dört mevsimde bir bahar olur
Varsın eller gönül yarası kapanır sansın
Kabuğun altında sevgili sen kanayansın

Kuşatıldık zor yıllarda 
Yarım kaldı hep o sevdalar

dizeleri diğeri ise

Aşk herkesi kırar biraz
Eksilmesin acısı şükret

Herkes kendine sürgün biraz

Yarada tuz aşktan kalan

Kimim kimsemdi ah gözlerin 

Giden sürgün kalan kaçak

dizeleri ile beni oldukça etkilemiş parçalardır ve Eylem Aktaş bu dizelere harika bir yorum katmıştır.






25 Nisan 2015 Cumartesi

YALANIN YÜZYILLIĞI


Sözde "Ermeni soykırımı", 100. yılına girdi dün. Her yerde aynı yalan söylendi. Osmanlı -Türkler- , Ermenileri katletmiş, onları öldürmüş sözde. Şimdi bizden kan parası ve kan toprağı almak istiyorlar. Ama hangi akla mantığa uymayan bir olay böyle gerçek gibi empoze edilip tazminat ve toprak alımı talep edilebilir ki. Ama işte bu olay yakında o raddeye gelecek. Bizim milletimizin parasına, alın terine kast edecekler önce, sonra her bir karışı kanla alınmış toprağımızı isteyecekler yüzsüzce. Hem de neyi bahane ederek hiç olmayan bir soykırım yalanını. Bu kadar basit değil. En azından olmamalı ama öyle. Yüzyıllık bir yalanın gücünü es geçmemek lazım. Peki nasıl yalan olduğu bu kadar bariz olan ve dahası yalan olduğu belgelerle kanıtlı bir olay yüzyıldır var ve hala devam ediyor. İşte burada bizim kabahatimiz başlıyor. Kabahatimiz ne mi? Üzerimizde çıkarı olan ülkelerin bizim lehimize olan gerçekleri, doğruları görmesi. Biz sadece bunu umarak bekliyoruz. Bu neyin beklemesi? Kim sen "Ben haklıyım." demeden senin haklılığını görür. İnsan ses çıkarmalı ki gerçekler gün yüzüne çıkmalı. Ama biz ne yapıyoruz? Susup oturuyoruz. Şimdiye kadar kaç tane çalışma yapıldı bu konu ile ilgili? Susup oturmak yerine en küçüğünden en büyüğüne kadar her Türkiye vatandaşı bilinçlenmeli ve haksızlığa karşı ses çıkarmalı. Elinden gelen her şeyle. Çünkü biz bugüne kadar ve gelecekte de hiç kimseyi katletmedik ve katletmeyeceğiz de. Çünkü biz insanlara hoşgörü ve adaletle yaklaşan, sevgi ve saygı ortamında kurulmuş güzel ilişkiler oluşturan ataların torunlarıyız. Biz "Yaratılanı sev yaradandan ötürü." diyen Yunus' ların "Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.Hoşgörülükte deniz gibi ol.Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol." diyen Celaleddin' lerin devamıyız. Biz ki insana insan olduğu için değer veririz. Bu insanlar bizi her gün doğrayıp biçmiş olmasına rağmen biz onları öldürmeyi bırak, onların can ve mal güvenliğini sağlamak adına savaş durumunda olmamıza rağmen bir çok masrafa girmiş onları savunması için birçok askeri görevlendirmiş bir milletiz. Soykırım yapmak nerede kaldı.

Sevgili okurlarım bu yazıyı dün yazacaktım ama pek vaktim olamadı ama bir günlük gecikme ile de olsa sonunda yayınladım. Eğer bu yazıyı yazmasaydım bir şeyler içimde kalırdı. Eğer yazmasaydım ses çıkarmayarak ülkeme ihanet etmiş gibi hissederdim kendimi. Lütfen en azından bir 5 dakika ayırıp Ermeni Tehciri ve Sözde soykırımını araştırıp bakın, öğrenin. Çünkü tarihimizi bilemli ve vatanımıza dört bir koldan sahip çıkmalıyız. Mehmet Akif' in çok sevdiğim bir iki dizesinde şöyle der "Sahipsiz olan memleketin batması haktır;
 Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır. "
İşte biz de sahip çıkmalı korumalıyız memleketimizi. Ve son olarak BİZ KİMSEYE SOYKIRIM YAPMADIK. SOYKIRIM İDDİASINI REDDEDİYORUM.!!!!!
Dipnot
Papanın "20. yüzyılın ilk soykırımı Ermeniler' e yapılmıştır." cümlesi ve papanın bu cahil düşüncesini esefle kınıyor ve sırf bazı emeller uğruna yapılan bu çirkin politikayı yüksek perdeden eleştiriyor asla doğru bulmuyorum. 

18 Nisan 2015 Cumartesi

BEN MESELE PİKA SANIYORDUM AMA ASIL OLAY CHU' DAYMIŞ




Merhaba sevgili blogum ve pek değerli okuyucum. Bugün ki konumuz (öğretmen edasıyla konuşan Toph) Pikachu. Benim en değerli takıntılarımdan biridir Pikachu. Ama aslında tam olarak Pikachu' yu konuşmayacağım. Çocukluğumdan beri inandığım bir gerçeğin çürütülüşünü yazacağım. Bilinir ki Pikachu' nun Pika Pika Pika Chuuuuu diye bir repliği vardır. Ve yine bilinir ki Pikachu tatlılığın eş anlamıdır. Tamam bunu şuan ben uydurmuş olabilirim ama herkes kabul etmeli ki Pikachu çok tatlı bir pokemondur. Ayrıca Pikachu Pika repliğini yaptığında başka bir tatlı olur. Ben hep Pika repliğinde tatlılığın doz artımını Pika kısmına bağlardım ama beş altı ay önceydi galiba, yanıldığımı anladım. Öyle boş boş internette gezinirken tatlı poz vermek için "chu" denmesi gerektiğini görmüştüm. "Cheese" in sırıtmak için değilde tatlı görünmek için uyarlanmış versiyonu. Başta hiç bir şey anlamadım ama sonra anladım ki bu "chu" bizim "chu" Pika' mın "chu" su. Sonra işte tatlılığın "pika" da değil "chu" da olduğunu öğrenmiş oldum. Ama yok bence hala "Pika" kısmı daha tatlı. "Pika" üstüne tanımam "chu" yu dışladığımdan değil ama "Pika" nın bende yeri başkadır.
Size bol "Pika" lı günler.









4 Nisan 2015 Cumartesi

PIANIST


Pianist (Piyanist)
Tarihi savaş filmi olup en sevdiğim film türlerindendir.
Başrolünde Adrien Brody var. (Ama oyunculuğu o kadar etkiliydi ki izlediğim ilk filmi olmasına rağmen adama hayran oldum)
Film aslında gerçekten yaşanmış bir olayı daha doğrusu bir hayatı anlatıyor. Senaryo da zaten otobiyografiden uyarlanmış.
Film; 2. Dünya Savaşı ve Polonyalı Yahudi piyanist Szpilman' ı anlatıyor.
Szpilman Polonya' daki en iyi piyanisttir. İyi bir hayatı vardır. Ama ne zaman ki savaş başlar ve Almanlar Polonyalıları yener işte o zaman her şey değişir. Almanlar piyanistin her şeyini tek tek alırlar. Hatta neredeyse yaşamını da. Ama o kurtulur ve bu hiç de kolay olmaz. Hikaye piyanistin kurtulmasını ve yaşadıkların anlatıyor.
Piyanist için piyano bir tutku. Onun için ekmek gibi su gibi. Ama öyle olmadığını hayatta kalmaya çalıştığı yıllarda öğreniyor. Çünkü ekmeksiz susuz kalamıyor ama yıllarca piyanosuz kalıyor. Bu yüzden bedeni yaşıyor ama onca şeyden sonra ruhu için aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Bilemiyorum. Çoğu zaman kendiyle savaşıyor aslında. Saklanmayıp savaşsam mı? Yoksa burada oturmaya devam mı etmeliyim? Piyano görüyor, çalarsa yakalanır çalmazsa da olmaz. Yine kendiyle savaşıyor. O sahne harikaydı. Adama nasıl üzülmüştüm.
Hüzünlü ve sürükleyici bir film. En iyi tarihi filmlerden biri.Bütününe gelince de harika bir film.

3 Nisan 2015 Cuma

TOUCH




















Touch (Dokun)
Çin' de bir inanışa göre dünyadaki herkes birbirine kırmızı ipliklerle bağlıdır. Bu iplik dolanabilir, düğüm olabilir, uzar veya kısalır ama asla kopmaz. Ve birgün bu iplikler yani kaderiniz er ya da geç sizi bağlantılı olduğunuz kişiyle karşılaştırır.
Asıl kahramanımız yanlış hatırlamıyorsam 12 yaşındaki bir çocuk. Ayrıca bunca yıl tek kelime etmemiş. Konuşamadığından değil kendi konuşmuyor bence. İşte hikayenin üzerine kurulu olduğu kırmızı iplik inanışındaki kırmızı ipleri sadece bu çocuk görüyor. İnsanlara yardım etmeye çalışıyor bu yeteneğini kullanarak. Babası da bunu yapmasında ona yardım ediyor. Fakat çocuk esirgeme kurumu çocuğu babasından almaya kalkıyor. Bu yüzden babası hem oğlunu korumak hem de ona yardımcı olmak zorunda kalıyor.
Algoritmalar, çeşitli inanışları içinde harmanlayıp mantıklı bir halde size sunulan bir dizi. Çok hoş olmasına rağmen çeşitli sebeplerden yarım bırakmak zorunda kalmıştım, sonrada hiç devam edemedim. Dizi hem aksiyonu hem yapboz parçalarını bir araya getirmeyi hem de baba-oğul ilişkisini çok güzel işliyor.
Ben bıraktıktan sonra çok devam etmemiş zaten. 2 sezondan oluşuyor.
Fox dizisi.
Başrollerinde 24' ün ünlü oyuncusu Keifer Sutherland ve David Mazouz var.
2013' te final olmuıış.

16 Mart 2015 Pazartesi

İKİZLERDEN NAĞMELER "D&E GROWING PAINS"




D&E / GROWING PAINS 
Bu sokağın soğuk sesi 
Bu yürek parçalayıcı ayak sesleri
Bir gün geçip gidecek hepsi
Delicesine...
... aşık olduğumuz anılar
Dökülecek yavaş yavaş
Zamanla birlikte...
...unutulup gidecek
(unutulup gidecek)
Girmeyi denedim kapalı kalbine
Ama bu bomboş odanın içinde
Fark ettim biz çoktan kopmuşuz zaten
Acı çekiyorum bu yüzden
Ama umarım sen acı çekmiyorsundur benim kadar
Her gün bunu ümit ediyorum, defalarca
Umarım sen hatırlamıyorsundur benim hatırladığım kadar 
Umarım sen benden daha iyisindir
Bugün de yarın da 
Seninle dolu olan düşüncelerim...
Bu düşünceler bile öfkelenmişçesine bir kenara itiyor beni
Saatin kollarını takip ediyorum, peşinden koşuyorum zamanın
Ama orada fark ediyorum gittiğini
Ben telaşlanırken senin gitmeye acele edişini
Ekspres tren gibi, adımların her gün acele içindeydi
Anılara teslim olmuş halde
Şimdi çiziklerle dolu eski ve yıpranmış bir kitap misaliyiz
Girmeyi denedim eski anılarımız içine 
Ama artık göremiyorum seni
Fark ettim ki biz çoktan yok olmuşuz zaten
Acı çekiyorum bu yüzden (Çok acı çekiyorum)
Ama umarım sen acı çekmiyorsundur benim kadar
Her gün bunu ümit ediyorum defalarca
Defalarca
Umarım sen hatırlamıyorsundur benim hatırladığım kadar
Umarım sen benden daha iyisindir
Bugün de yarın da 
Bugün de yarın da
1-2-3-4-5
Bastırıyorum bugün hepsini
Unutuyorum galiba
Gerçekten göremiyorum seni
5-4-3-2-1
Sanırım doldu zaman
Umarım sen acı çekmiyorsundur benim kadar
Her gün bunu ümit ediyorum, defalarca
Defalarca
Umarım sen hatırlamıyorsundur benim hatırladığım kadar
Umarım sen benden daha iyisindir
Bugün de yarın da 
Bugün de yarın da 

Başlarsan duramazsın, kesin ve net. D&E ikilisinin en sevdiğim şarkısı Still You iken listemi yerle bir edip baş köşeye geçen şarkı "Growing Pains (Büyüyen Acılar)" Ben uzun zamandır bir şarkıyı böyle takıntılı dinlememiştim. Ard arda çaldığı halde saatlerce dinlediğim; güzel mi güzel, hoş mu hoş şarkı. Hem melodisi hem sözleri hem Eunhyuk' un vokal olarak yarattığı harikalar beni benden aldı. Hele klip of anam of. O nedir öyle ya. Kamera bildiğin dönüyor, daha ne olsun. Eunhyuk' un serseri çocuk gibi elinin tersiyle ağzını sildiği yere bittim. Ya şarkı her şeyi ile çok güzeldi. Cidden her şeyi ama. Mübalağasız.  Şarkının sözleri tam benlikti. Hareketli ballad tarzı da benim favori tarzlarımdandır. E daha ne olsun. Ha bide Suju' nun malum ikilisi yapmış e bu yenilmez yanında yatılır. Ya çok pis fangirllük yapıyorum şuan. Dibine vurdum. Tamam artık yeter bu kadar fangirllük. Neyse gelelim asıl olaya "Eunhyuk' un Saçları". Ama o saçlar ne kadar yakışmış ona ya. Sonunda saçlarını o aptal civciv sarısı (ya da sarının herhangi bir tonu) renkten kurtarmış. Şükür. O saçlarını var ya senin. (Güya fangirllüğü bırakıyordum değil mi?)(Tamam bu sefer cidden bırakıyorum)
MALUM İKİLİMİZ

ARABANIN DONGHAE' DEN DAHA ÇOK İLGİMİ ÇEKTİĞİ GERÇEĞİ

SEN AĞLAMA. DAYANAMAM....

SEN DE AĞLAMA EUNHYUK. SANA DA KIYAMAM

AĞLAMAYIN DEMEDİM Mİ BEN SİZE.






15 Mart 2015 Pazar

AFİYET OLSUN !


Bugün her zamankinden farklı başlamıştım güne. Çünkü benim için her zaman farklı başlar günlerim. Ben her gün farklı bir duyguyla uyanırım, her gün başka kırparım gözlerimi günün ilk ışıklarına. Hem her günü nasıl aynı olabilir ki insanın. Bugün şükran doluyum, gülümsüyorum; güneşe, pencereden içeri usul usul giren rüzgara,içeri dolan elmalı tarçın karışımının kokusuna, hepsine gülümsüyorum. Çünkü bugüne de uyandım, hala nefes alabiliyorum, gülümseyebiliyorum, ağlayabiliyorum,hıçkırıyorum inanabiliyor musunuz? Ben bunun için mutluyum. Şükrediyorum çünkü buradayım, yatağım var, koku alabiliyorum, hala yaşıyorum, hala hatırlıyorum ve dahası ben hala benim. Beni tanımayan biri için çok iyimser görünüyorum öyle değil mi? Beni tanıyanlar için çok daha iyimser göründüğüme inanabilirsiniz. Çünkü böyle hastalıklı bir bedene sahip insanların mutlu olması yasaktır, gülmeleri, hayal kurmaları, umut etmeleri yasaktır öyle değil mi? Ölmek zorunda olduğum için insan olmam yasak.İnsan gibi yaşamam bir suç. Komik değil mi? Zaten çok kısa bir yaşam süreceğim ve insanlar bu kısa yaşamı hissiz, kötümser ruhsuz, makine biri olarak geçirmemi bekliyorlar. Benim mutlu olmam onlara çok şaşırtıcı geliyor. Bana sorarsanız asıl şaşırtıcı olan şey bu zihniyet. Sonuçta herkes ölmeyecek mi? O halde herkes bir makine olmalı, herkes öleceğini ve öleceği günü düşünerek insan olmayı bırakmalı. Saçma çok saçma. Fazla yakınmam aslında ama bugünde böyle oldu işte. Neyse burnuma gelen şu nefis elmalı tarçın kokusuna daha fazla karşı koyamıyorum. Hemen aşağı inmeliyim. Merdivenden henüz inmiştim ki Efsun beni fark etti. Efsun, büyü demektir. Benim sevgili ev arkadaşlarımdan Efsun; tıpkı adı gibi bir büyüdür. Elinizdeki büyüyü nasıl kullanacağınız size kalmıştır. İyi olmasını isterseniz iyi olur, kötü olmasını isterseniz de kötü. Efsun tıpkı böyle işte, sana göre şekillenir. Mucize ise adına hiç uymayan bir insan ona sorarsanız. Ama bence adı tam olarak onu simgeliyor. Çünkü o bir mucize gibi hayatımı aydınlatmasa ben karanlığımda kaybolurdum. Su ve Derya birer yaş farkla iki kardeş, hayatımın yaşam kaynakları. Biz beş kız, daha ruhlarımız bedenlerimize üflenmeden görünmez iplerle birleştirildik. Derya "Günaydın uyuyan güzel." dedi gülümseyerek. Elmalı tarçınlı kekle ilgilenen Mucize "Aslına bakarsan o sarı uzun saçlar anca Rapunzel' e ait olabilir." diye atıldı. Efsun birden söze girerek "Beyaz teninden Pamuk Prenses derdim de saçlardan kaybediyorum." dedi. Elinde poşetlerle içeri giren Su "Ne uzatıyorsunuz ki Barbie deyip geçin işte." dedi. "Ya benle dalga geçmesenize." dediğimde Su "Ohooo çoktan geçtik bile küçüğüm." dedi. Evet işte ben böyleydim; sarı, uzun saçları olan beyaz tenli ve evin en küçüğü. Hep birlikte konuşup gülüşerek masanın başına geçtik. Yemek yerken hepsini tek tek izledim, bu harika insanları. Onların konuşup gülüşmelerini izledim. Birazdan benim yüzümden ağlayacaklarını düşündüm sonra. Onlar benim hayatımı hep güzelleştirdiler oysa ben onlara hiç iyi bir şey veremedim. Hayırsız arkadaşım işte, kendime hayrım olmadı ki başkasına olsun. Nerden çıktı şimdi bu karamsarlık? Sanırım ölümle gelen bir yan etkiydi. Ah hiçbir şeyden haberiniz yok değil mi? Ben ölüyorum, tam da şuan. Her gün farklı başlar günlerim bugünse çok başka. Ben bugün öleceğim. İnsanlar ne zaman öleceklerini bilmez ama ben biliyorum. Bugün. Belki de hasta olduğum için hissediyorumdur. Sonunda bu hastalıklı beden huzura kavuşacak ve ben artık ben olmayacağım. Bu acı muazzam. Ölüm ilk başa mı gelir? Çünkü başım patlarcasına ağrıyor. Elimi başıma götürmemle kızlar birden endişe dolu bakışlarla bana döndüler. Hayır... hayır bu olamazdı. Onlar bunu görmemeliydi. Her insan ölümü yaşamalı ama hiçbiri görmemeliydi. Birden telefonumu yukarıda unuttuğumu söyleyerek yukarı çıktım. Oysa telefon başından beri cebimdeydi. Yukarı çıktım, odama girdim, kapıyı kilitledim, yatağıma uzandım ve ölümü beklemeye başladım. Ölüm tüm benliğimi benden alıncaya dek orada öyle duracaktım. Ölüm birden bire başımdan gözlerime indi, etraf kararmaya başladı. Sonra yavaş yavaş boğazıma ilerledi, nefesimi kesti. Sırasıyla ciğerlerim, kalbim ve göğüs kafesimi sıkıştırdı. İçeri dolan rüzgar mı bu kadar soğuk esiyor yoksa ölüm mü böylesi soğuk? Neden üşüyorum? Ben artık bütünlüğümü kaybediyorum, yavaş yavaş iflas ediyor bedenim. Sanırım en son pes eden şuurum olacak. Her iflas eden parçamın acısını yaşadıktan sonra iflas edecek şuurum. Canım yanıyor. Ölüm neden bu kadar acı verici? İşte kalbim de durdu, artık sıra şuurumda. Elveda hayat! Bir insan daha öldü. Sonunda bir insanı daha yedin, afiyet olsun!